Feroz
Ahmed, Modern Türkiye'nin Oluşumu, İstanbul, 2012.
Çevirisini Yavuz Aloga'nın yaptığı,
orijinal basımı The Making of Modern Turkey Raulledge olan Modern Türkiye'nin
Oluşumu adlı kitap indeksiyle birlikte 296 sayfa olup Kaynak Yayınları
tarafından 2012 yılında İstanbul'da basılmıştır. On bölümden oluşan kitabın
temel tezi, "Türkiye askeri bir toplum mudur?" sorusu üzerine
kurulmuştur. Kitapta Osmanlı döneminden günümüze Türk tarihinde ve siyaset
hayatında ordunun taşıdığı önem üzerinde durulmuştur.
Eserin giriş bölümünde, Osmanlı
Devleti'nden itibaren Türk tarihinde yaşanan darbelere kısaca değinilmiştir. Bu
çerçevede, Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti içerisindeki sorunların
ordunun dâhil edilerek çözümlendiği, Türk tarihinde her on yılda bir açık yada
dolaylı olarak bir askeri müdahale gerçekleştiği, Osmanlı subaylarının 19.
yüzyıl boyunca aşamalı olarak siyasallaştıkları ve oluşturulan her düzenin
askeri yöneticiler de barındırıyor olması gibi sonuçlara ulaşılmıştır. Bu
sonuçlar göz önüne alınarak Türkiye'nin askeri bir toplum olup olmadığının
incelenmesine başlanmıştır.
Eserin ikinci bölümü olan "Osmanlı
Mirası" başlıklı bölümde, Osmanlı Devleti'nin yıkılmasının ardından,
kurulan yeni devlete etkileri incelenmiştir. Bu çerçevede, özellikle Osmanlı
hanedanının sonraki iktidarlar üzerinde büyük bir etki bıraktığı tespit edilmiştir.
Cumhuriyet rejiminin kurucuları arasında yaşanan fikir ayrılıkları da bu etki
ile açıklanmaya çalışılmıştır. Mustafa Kemal'in önderliğinde kurulan yeni
devlet, Osmanlı etkisini ve mirasını reddederek yeni bir yönetim yapılanmasına
gitmeye çalışırken, bazı silah arkadaşlarının bu etkiye kapılarak yeni devletin
Osmanlı kurumlarıyla bütünleştirilmesi taraftarı olmuş ve yeni Türk devletinin
ilk yıllarından itibaren devlet yönetimi içerisinde gruplaşma başlamıştır. Bu
bölümde ayrıca, Osmanlı Devleti'nin ilerlemesi konusunda gazilik ideolojisinin
önemi vurgulanarak, bu ideolojinin Osmanlılara rehberlik ettiği belirtilmiştir.
Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda dinî ideoloji olarak sadece gazilik fikrinin
varlığından söz edilmiştir. Gazilik unvanı, cumhuriyet yönetiminin kuruluşu
sırasında, yönetici sınıfın isteyerek devraldıkları bir miras olmuştur. Mustafa
Kemal'e Gazi unvanı verilmesi de bu şekilde açıklanabilir. Nitekim Gazilik
geleneği yeni Türk devletinin kuruluşu sırasında yaşanan savaşlar ve halk örgütlenmelerinde
de oldukça önemli olduğu ifade edilebilir. Bu bölümün en önemli tespitlerinden
biri, Tanzimat ve Islahat Fermanları ile sağlanan mülkiyet güvencesinin, siyasî
tarihin dönüm noktası olduğudur.
Eserin "İmparatorluktan Ulusa"
adlı üçüncü bölümünde, 1908-1923 yılları arasındaki gelişmelere yer
verilmiştir. Bu dönem içerisinde Sultan II. Abdulhamid'in tahttan indirilerek
anayasanın tekrar yürürlüğe koyulması, dışa kapalı toplumun tekrar dışa
açılarak Avrupaî gelişmelerin ülkeye nüfuz etmesi, Jöntürk gibi çeşitli
grupların faaliyetleri, gayrimüslimlerin tekelinde bulunan bazı faaliyetlerin
Türk tebaa tarafından da yürütülmeye başlaması, kişisel dokunulmazlıkların
ortaya çıkışı, İttihat ve Terakki'nin faaliyetleri ve ülkenin savaşa
sürüklenmesinin nedenleri, İttihat ve Terakki ile liberaller arasındaki
çatışmalar, I. Dünya Savaşı sonrasında imzalanan mütarekeler ve bu
mütarekelerin sonrasında ortaya çıkan direniş grupları, ulusalcı hareket
doğrultusunda Misak-ı Milli'nin kabulü ve ulusal kurtuluş savaşının başlaması
gibi konular işlenmiştir. Bu konuları incelerken oldukça objektif yaklaşmaya
çalışan yazarın en önemli tespitlerinden biri, Kurtuluş Savaşı'nın yerel toprak
sahiplerinin kendi topraklarının başka devletler tarafından paylaşılacağını
anlamaları ve bu nedenle karşı mücadeleye başlamaları sonucu ortaya çıkmış
olmasıdır. Yazar, savaş sırasında yaşanan zorluklara rağmen, başarıya
ulaşılarak Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanması konularını da salt bilgi
olarak okuyucuya sunmaktadır.
Eserin dördüncü bölümü olan "Yeni
Türkiye: Siyasal Yaşam" başlıklı bölümde, 1923-1945 yılları arasında
Türkiye Cumhuriyeti'nin geçirdiği siyasallaşma, modernleşme ve yapısallaşma
dönemlerini incelemektedir. Yazar, bu dönemin özünde, meclis bünyesinde oluşan
ulusalcı ve tutucu gruplar arasındaki çekişmelerin yattığını belirtmektedir.
İttihat ve Terakki döneminde Mustafa Kemal'in aynı fikirleri paylaştığı
kişilerle, bu yeni dönemde fikir çatışmalarına girdiği görülmektedir. Ayrıca
kitapta, Mustafa Kemal'in karşısında sadece dini kaybettiklerini düşünenlerin
olmadığı ayrıca laikliği istemeyen bir grubun bulunduğu ifade edilmektedir. Yazar,
Kemalist hareketin karşısında olanların dini kullanmasının, Laiklik karşıtı
grupların gözden kaçmasına neden olduğunu vurgulamıştır. Bu dönemin siyasî
oluşumunun, Mustafa Kemal'in karşısındaki grupları ekarte etmesi üzerine kurulu
olduğu da tespit edilmiştir. Çok partili hayata geçiş deneyimleri ve bu dönemde
çıkan isyanlar da bu bölümde işlenen konular arasındadır. Mustafa Kemal'in
ölümü ve kendisinden sonra İsmet İnönü'nün Milli Şef olarak devleti yönetmeye
başlaması da bu bölümün konuları arasındadır. Yazar, bu dönemi, Kurtuluş Savaşı
sırasında toprak ağaları, burjuvazi, asker ve sivil bürokrasi arasında oluşan
huzursuz ittifakın sona ermesinin etkileri çerçevesinde değerlendirmiştir.
Bir önceki bölümün ekonomik
değerlendirmesi olan "Yeni Türkiye: Toplum ve Ekonomi" adlı beşinci
bölümde, yine 1923-1945 arası dönemdeki gelişmeler değerlendirilmiştir. Yazar,
bu dönemde Mustafa Kemal'in ekonomik bir gelişme gerçekleştirmek zorunda
olduğunu ve bu gelişmeyi sağlayabilmek amacıyla toprak ağaları ve burjuvazi ile
iyi ilişkiler tesis ettiğini belirtmektedir. Bu bölümde, yazar, yaptığı
sosyolojik tespitlerle, Kemalist hareketin, Türk toplumunun üst düzeyinden çok
az miktarda destek aldığını ve bu nedenle de işçilere ve köylülere
dayanacağının düşünüldüğünü, ancak Türk toplumunda toprak açlığı çeken bir
köylü sınıfının olmamasının, Türkiye'nin küçük bir toprak sahipleri ülkesi
olarak kalmasına yol açtığı kanaatine varmıştır.
Ayrıca yazar, Mustafa Kemal'in yurt
gezileri ile halka aktarmaya çalıştığı ekonomik büyüme odaklı yenilik
hareketlerinin, halkın yeterince ilgisini çekememesi nedeniyle, tam olarak
gerçekleştirilemediği fikrindedir. Bu nedenle de Mustafa Kemal'in yerel halka
şeyhler, eşraf ve din adamları vasıtasıyla ulaşmaya çalıştığını tespit
etmiştir. Aynı dönemlerde radikal Kemalist grubun geleneklere ters düşen
yasalar çıkararak, halkı toplumsal olarak değiştirmeye çalıştıkları da bu
bölümde vurgulanmaktadır. Bu bölüm içerisinde, cumhuriyetin kurulmasının
ardından yapılan bütün yenilik ve modernleşme faaliyetlerine de yer verilmiş ve
bu faaliyetlerin halk üzerinde yarattığı etkiler incelenmiştir. Yazarın
üzerinde durduğu bir diğer nokta ise 1940 yılında kurulan Köy Enstitülerinin,
halkın kalkınması yönünde önemli bir adım olmasıydı. Kadınların toplumsal
hayata entegre edilmesi için yapılan çalışmalar da bu bölümde irdelenmiştir. Ayrıca
ekonominin geliştirilmesi amacıyla Mustafa Kemal yönetiminin yöneldiği özel
sermayenin desteklenmesi yönteminin zaman içerisinde kötü meyveler verdiği ve
aynı özel sermayenin kontrol altında tutulamaması nedeniyle yeniden devletçilik
sisteminin desteklenmeye başlandığı da yapılan tespitler arasındadır.
Eserin altıncı bölümü,"Çok Parti
Bilmecesi" adını taşımakta ve 1945-1960 yılları arasındaki gelişmelere
değinmektedir. Yazar bu bölümde, İsmet İnönü'nün kıvrak zekası ile Türkiye'nin
II. Dünya Savaşı'na girmesini nasıl engellediği ve aynı zamanda 1942 yılından
kalma Varlık Vergisi'nin ortadan kaldırılması ile hükümete yabancılaşan burjuva
ile tekrar yakınlaşma çalışmalarından söz edilmektedir. 1946 yılında Demokrat
Parti'nin kuruluşu ile geçilen çok partili hayat sürecinin irdelendiği bu
bölümde, CHP-DP çekişmelerine yer verilmiş ve 1950'li yıllar Demokrat Partinin
Altın Çağı olarak değerlendirilmiştir. Demokrat Parti'nin kendisini Ortadoğu
petrollerinin bekçisi olarak gördüğünü belirten yazar, Adnan Menderes'in elinde
bulundurduğu güçle, her şeyi yapmaya muktedir olduğunu ve bu nedenle de askerî
darbeyi çağırdığını ifade etmektedir. Yazar, bu dönemin diğer önemli olayları
olan Türkiye'nin NATO'ya girmesi ve Amerika ile yakın ilişkilere de
değinmiştir. Bu yakınlaşmanın Arap ülkeleri arasında huzursuzluk yarattığını
tespit etmiştir. Buna örnek olarak, bir Mısır karikatüründe, Cumhurbaşkanı
Celal Bayar'ın Batı'nın tasmalı köpeği olarak çizilmesini göstermiştir. Bu
huzursuzluğun sonucu olarak, 1955 yılında imzalanan Bağdat Paktı'na, Arap
devletlerinden sadece Irak'ın katıldığını vurgulamıştır. Bu bölümün ekonomik
değerlendirmelerinde, Batı'ya verilen büyük tavizlere rağmen, Türkiye'ye
yapılan yabancı yatırımların düş kırıklığı yarattığı kanısına varılmıştır.
Eserin "Askeri Müdahale, Kurumsal
Yeniden Yapılanma ve İdeolojik Siyasetler" başlıklı yedinci bölümünde,
1960-1971 yılları arasındaki gelişmelere yer verilmiştir. Yazar bu bölümde,
1960 yılı askeri darbesinin, ordunun üst kademelerinden çok, subayların eseri
olduğunu belirterek, darbenin en önemli isminin Alparslan Türkeş olduğunu ifade
etmektedir. Bölümün girişinde, askeri kademenin Türkiye Cumhuriyeti
içerisindeki önemini, Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak gibi devlet
adamlarının askeri kökenli olmaları çerçevesinde açıklamıştır. Yazar, iktidarı
ele geçiren askeri cuntanın Milli Birlik Komitesi ismini almasına rağmen, bu
grup içerisinde farklı görüşlerde insanlar olduğunu tespit etmiştir. Bu
gruplardan Ilımlılar olarak tanımlanan grubun yönetimi sivillere bırakmak
istediğini ancak Radikaller olarak adlandırılan ve başında Alparslan Türkeş'in
olduğu grubun ise iktidarda kalmak istediğini ve vurgulamıştır. Demokrat Parti
döneminde koyulan yasakların, askeri darbe sonrasında kaldırıldığını ifade eden
yazar, yeni oluşturulan anayasa ile birlikte, bir çok kurum ve kuruluşun ortaya
çıktığını ifade etmiştir.
Yazarın bu bölümde ortaya koyduğu en
önemli tespitlerden biri, 1960 darbesinin, askeri kesimin hayatında çok önemli
değişikliklere yol açtığı ve askerin her anlamda devletin önüne geçtiğidir. Bu
çerçevede, askerlerin maddi ve manevi durumlarının yükseltildiğine ilişkin
örnekler vererek bu tespitini kanıtlamaktadır. Yazar bu bölümde, yeni kurulan
partilere ve onların gelişmelerine de yer vermektedir. Bu partilerden en
önemlisinin Süleyman Demirel başkanlığında 1961 yılında kurulan Adalet Partisi
olduğunu da belirtmiştir. Yazar ayrıca, dönemin en önemli sorunlarından biri
olan Kıbrıs Sorunu'na da bu bölümde değinmiştir. Kitabın genelinde olduğu gibi,
bu bölümde de ekonomik değerlendirmeler yapılmış ve Türkiye'nin beklenen
ekonomik adımları atamadığını ve 1970'li yıllara doğru ülkenin bir kaosa doğru
sürüklendiği, üniversitelerin işlevlerini yitirdiği, öğrencilerin banka
soydukları ve Amerikan yetkililerin kaçırıldığı gibi tespitlerde bulunulmuştur.
Ülkenin bu kaostan kurtulabilmesi amacıyla Genel Kurmay Başkanı ve kuvvet
komutanları, 12 Mart 1971'de bir muhtıra ile ülkenin yeniden denetim altına
alınması adına bir hükümetin kurulmasını talep ettiklerini görmekteyiz.
"Askeri Müdahale, Sosyal Demokrasi
ve Siyasal Terör isimli sekizinci bölümde, 1971-1978 yılları arasındaki olaylar
incelenmiştir. Yazara göre, siyasi terörün ve sosyal problemlerin sebebi, 1961
Anayasası'nın öngördüğü reformların uygulanamamasıydı. Yazar bu reformların
uygulanamama nedenlerini ayrıntılı bir şekilde ortaya koymaya çalışmıştır. Yazar,
bu dönem içerisinde kurulan hükümetlerin istikrar sağlayamamalarını, askerin
hükümetlere müdahalelerini, oy oranlarındaki ani değişiklikleri, 1970'li
yılların başlarından itibaren başlayan sol ve sağ terörizm arasındaki
çatışmaları da bu bölümde incelemiştir. Yazar, bu süreç içerisinde terörün had
safhaya ulaştığını ve önemli devlet adamlarının öldürülmesi seviyesine kadar
arttığını ifade etmektedir. Bu terör olaylarının temelinde, aşırı sağcı
MHP'lilerin olduğunu ancak seçim kaygısı nedeniyle bunun yüksek sesle dile
getirilemediğini, bu süreç içerisinde olayların Bülent Ecevit'in taşlanmasına
kadar vardığını belirtmektedir. Yazar, Kürt sorununun ortaya çıkışını da bu
dönemde ülke içerisinde yer alan kaos ortamına bağlamaktadır. Bu bölümde
ayrıca, İran Devrimi, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ve bu harekatın Türk-Amerikan
ilişkilerine etkisi de işlenmiştir. Bu dönemin ekonomik değerlendirmesinde ise
başa geçen her hükümetin kendi ekonomik politikasını dikte ettirmeye çalıştığı
ve bunun da IMF ile ilişki artmasına neden olduğu ve Türkiye'nin Turgut Özal'ın
ekonomik baş danışmanlığı ile tanışmasına yol açtığı ifade edilmiştir. Bu dönem
olaylarının özeti olarak, yaşanan siyasal şiddetin, yeni bir askeri darbeyi
çağırdığı açıkça görülmekteydi.
Eserin "Askeri Müdahale, Siyasal ve
Ekonomik Yeniden Yapılanma" başlıklı dokuzuncu bölümünde, 1980 darbesinden
1991 yılına kadarki dönemde Türkiye'nin geçirdiği süreç aktarılmaktadır. Yazar
bu bölümde, 12 Eylül darbesi, bu darbenin Türkiye üzerindeki etkileri, parti,
sendika ve konfederasyonların kapatılması, Kenan Evren'in cumhurbaşkanı olarak
devletin başına geçmesi gibi olaylar incelenmiştir. Yazar bu dönemde, Turgut
Özal'ın IMF ve Dünya Bankası tarafından tanınıyor olması nedeniyle ekonomik
gelişme için sadece kendisine serbestlik tanındığını ifade etmektedir. Yazarın
"Türkiye'de hiçbir politikacı, iktidarda olmanın avantajlarını Turgut Özal
kadar büyük bir beceri ile kullanmamıştır" sözlerinden de bu sonuca
erişmek mümkündür. Yazar, Özal'ın ekonomi politikasını, fonlar sistemi olarak
değerlendirir ve oluşturulan yüzlerce fonla, Özal'ın ve yakınlarının büyük
gelir elde ettiklerini ortaya koyar. Yine bu dönemde bankerlerin yükselişini ve
çöküşünü incelerken, vatandaşların yaşadıkları banker mağduriyetlerine de yer
vermektedir. Yaşanan ekonomik skandallar nedeniyle, Özal'ın partisinin
prestijini 5 yıl gibi kısa bir sürede kaybettiği de yapılan tespitler
arasındadır. Bu bölümde, büyük oranda Özal dönemi ekonomik faaliyetleri, işçi
maaşlarının azaltılması, ihracatın arttırılması çabası, servet arttırma
çabaları, yurtdışında özellikle de Libya'da inşaat sektörüne yapılan
yatırımlar, ülkenin çok zenginler-zenginler-yoksullar toplumu haline gelişi
gibi konulara değinilmiştir. Darbeden sonra zayıflayan İslamî düşüncenin
yeniden uyandığı ve hükümetlerin giderek daha çok İslamîleştikleri tespiti de
yapılmıştır. Ayrıca, Türkiye'de ciddi bir işçi sınıfı dayanışma hareketinin
ortaya çıktığı da belirtilmiştir. Yazar, bu dönem içerisinde, artık her şeyin
bir fiyatının olduğunu, Türkiye'nin bir devlet adamını değil, bir işadamını
yönetici olarak seçtiğini de vurgulamaktadır.
Eserin "Son Söz: Türkiye'nin Bugünü
ve Yarını" adlı son bölümünde, kitabın genel bir değerlendirmesi yapılmış
ve İkinci Dünya Savaşı'ndan Türk ordusunun cumhuriyetin ve Kemalizmin bekçisi
oluşuna, 1980'lerde siyasal hayatın, ordunun sivillerin eksikliklerini düzeten
bir kurum olduğu efsanesinin zayıflayışına, siyasî cinayetlerden Kürt sorununa,
Türkiye'nin yeniden İslamlaşma sürecine, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın gittikçe
artan bütçesine, Arap ülkeleri ile yeniden ilişki kurulmasına kadar pek çok
konuda kısa değerlendirmelere yer verilmiştir. Yazar, Modern Türkiye'nin en az
iki kere, dünya düzeninde meydana gelen değişimlere, yaratıcı bir biçimde uyum
sağladıkları sonucuna varmıştır. Ayrıca Türkiye'nin sahip olduğu zengin deneyim
sayesinde, gurur duyulacak bir ülke olmasının önünde bir engel olmadığı
tespitiyle eserine son vermektedir.
Yazar, bu eserinde, Modern Türkiye'nin
oluşum sürecinde yer alan siyasal, toplumsal ve ekonomik gelişmelere yer
verdiği eserinde, ekonomik alandaki değerlendirmelerini daha yoğun bir şekilde
sunmaktadır. Siyasal ve toplumsal alanda yaptığı değerlendirmelerle ise
okuyucuları farklı bakış açılarına yönlendirmektedir.
Kitabın orijinalinde sadece yabancı
kaynaklara yer verilmişken, incelemiş olduğumuz baskıda, Türkçe kaynaklarla da
desteklendiğini görmekteyiz. Ayrıca eserin dipnot sistemiyle yazılmış olması,
yazarın vermiş olduğu bilgilere nasıl ulaşılabileceği konusunda okuyucular
bilgilendirilmektedir. Eserin sonunda okuyucuların metni incelemesinde kolaylık
sağlamak amacıyla bir dizin de eklenmiştir. Eserde, Osmanlı Devleti ile ilgili
bölümün yüzeysel olarak geçilmiş olmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti'nin
kuruluşundan itibaren günümüze kadar geçirdiği tarihi sürecin ayrıntılı bir
şekilde verilmiş olması açısından bu eser Cumhuriyet tarihçilerinin
vazgeçilmezleri arasında yer alacaktır.



